22 Ocak 2009 Perşembe

Seni seven Dini Hikaye

Seni seven Dini Hikaye

Seni en çok seven: “O.”

Hani derler ya, içim, iç âlemlerim, iç dünyalarım... İçim sıkıldı, içim karanlık... Neyse işte!
Biyolojik olarak düşününce; etten, kandan, kemikten, sinirden mürekkep bir fabrika düzeninde işleyen iç âlemlerimiz, sanki duygusal işleyişimizden ayrı, bambaşka bir dünya gibi görünür.
Bugün biliniyor ki, duygular bu âlemlere tesir ediyor, hormonların milyarda birlik ölçülerini dalgalandırıp bozuyor, manevî rahatsızlıkların yanında maddî hastalıklara da yol açıyor.
Demek ki, iç âlemlerimizi düzenleyen duygularımız çok çok önemli.
Duyguları düzene sokan, en önemli anahtar da inanç, inancın getirdiği teslimiyet ve teslimiyetten doğan eşsiz, harika dualardır.
Düşün ki, sen dalgaları dağlar boyu yükselen bir manevî denize düşmüşsün ve orada nasıl yüzeceğini bilmiyorsun.
Alabora olmuş bir vaziyette alt üst olup dururken, kendini birden emniyetli bir geminin içinde bulsan; bütün çalkalanış ve çırpınışların son bulup, hem ruhen, hem bedenen dinlenmiş bir vaziyette, şöyle rahat bir koltuğa sere serpe otursan; sonra başını kaldırıp, manasını nurdan kelimelerle yüreğine serpmeye başlayan yıldızları seyretmeye dursan; önünde inanılmaz manzaralar ve âlemler açılsa; yıldızların fısıltıları yanında, ağaçların, otların, rüzgârla harmanlanan seslerini dinlesen; bülbüllerin şakıyışlarını, güllerin kokuları içinde buket buket kucaklasan; gece böceklerinin zikir sesleriyle âlemin daha bir şenlenip mana dolsa; nice yorgunluklardan sonra bu sana şifa gibi gelmez mi?
Bu şifa, dua ve teslimiyet eliyle sana geliyor.
Kaderimizi bir çizen var. Bizler de dua eder, isteriz, kendimize göre hayatımızda başka yollar çizilsin isteriz, ama her şey Yaratanın isteklerine göre tecelli eder.
Bizler bir çocuk gibi, neticesini bilmeden, sonuçlarını göremeden hep ister, isteriz.
Ama o, hikmeti doğrultusunda bazen verir, bazen vermez. “Niye?”
Bu, merhametlilerin en merhametlisi Rabbimizin o eşsiz merhametindendir.
Sen bir anne olarak nasıl yavrunu bile bile ateşe atmaz, onun neticesini göremediği birçok isteklerine karşı çıkarsan; Rabbin de o eşsiz merhametiyle, sana hayır vermeyecek birçok istediklerini vermiyor.
Ama duanı kabul etmiyor anlamına gelmez bu!
Zira sen, dua ettiğin sürece Rabbinle berabersin. Onunla beraberlik az bir şey mi? Bu, inancın işaretidir.
İnanç ise, dünya ve ahirette en muhtaç olduğumuz bir manevî erdemdir.
İnanmasan, Onun kapısına gider misin? Ama istediğini vermemiş. Olsun!
Bakalım o senin istediğin, senin hakkında hayırlı mıdır?
Sen bilmezsin, ama Rabbin bilir.
Sen göremezsin, ama Rabbin görür.
Bile bile, göre göre, seni uçurumlara atması, Onun sonsuz, eşsiz merhametine sığar mı?
Küçücük bir çocuk ille de ister, ''Şu makası ver bana'' diye, ama annesi başına gelebilecek zararları hissedip, o makası vermez. Çocuk ille ister, yatar, yuvarlanır, feryatlar eder.
Bütün hünerlerini gösterir, ama annesi yine vermez.
Şayet verse, o da dikkatsizlik edip gözünü çıkarsa veya üzerine düşüp kendisine bir zarar verse ne olacak? İleride büyüyüp aklı erer duruma gelince, eksik veya sakat yerini görüp, annesini sorguya çekmez mi?
Ağlayıp feryat etmez mi, “Neden verdin o makası? Ne edersem edeydim de vermeseydin ya!” diye
Görüyor musun, hem illâ istiyor, hem de verdi diye sorguluyor.
Biz de Rabbimizin karşısında, o çocuk gibi ne istediğini bilmeden, illâ da ister vaziyetlerdeyiz. İsteriz, ama hükmüne de razı olmamız gerekir. O öylesine merhametli ki, bizim hayatımıza sadece dünya yönüyle değil, ebed cihetiyle de nazar ediyor.
Belki bizim bazı istediklerimiz, ebedimizi zayi edecek şeyler. O biliyor ve vermiyor.
Ama kulunu asla terk etmiyor.
Bazıları istedikleri verilmedi diye, Rabbine iftira eder duruma girip, “O beni sevmiyor, duymuyor, görmüyor, hiç bir istediğimi vermiyor” diye sızlanıyor.
Sana, ona diz çöküp de dua edecek bir iman vermiş ya, bu az bir şey mi? Belki de en önemlisi bu. Çünkü iman olmasa, ne dünya ne ahiret saadeti mümkün değil.
Madem iman var, neden Rabbimizi gücendirecek kelimeler kullanıyoruz?
Onu seviyorsak eğer, neden güvenmiyoruz?
Bizim bu kelimelerimize rağmen, O öylesine merhametli ki, bizi en ağır tarzda cezalandırması gerekiyorken, sevgi, ilgi ve alâkasını asla kesmiyor. Nimetlerini eksiltmiyor. Kusur ve hatalarımızı anlayıp tövbe etmemizi bekliyor.
Eeee, daha ne duruyorsun.....
Paylaş

0 Yorum:

Yorum Gönder